 |
Türkiye'nin tek albinizm kaynağı Türkiye de Albinism ile ilgili bulabileceğiniz herşey burada...
|
Önceki başlık :: Sonraki başlık  |
| Yazar |
Mesaj |
musku Konuşkan

Kayıt: 01 Tem 2007
 Mesajlar: 29 Member No.: 422883 Nerden: tekirdağ
|
Tarih: Çrş Ksm 28, 2007 11:03 Mesaj konusu: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
Bence okunması gerek bir makale..........
Dünden Bugüne Özürlülerin Yaşama Hakkı
Özürlülerin hayat mücadelesi diğer sosyal gruplara nazaran her asırda güç olmuştur. Bazı dönemlerde ve bilhassa bazı katı ve ırkçı ideolojilerin pençesi altında idare edilen ülkelerde özellikle zihinsel özürlülere yaşama hakkı bile çok görülmüştür. Tarihte bunun ilk örneklerini Ortaçağın karanlıklarına gömülen skolastik ve geri kalmış batı toplumlarının uygulamalarında görmek mümkündür.
Özürlülerin Yaşama Hakkı bugün tabu olmaktan çıkmış, değişik felsefik ve tıbbi gerekçelerle tartışma konusu haline getirilmektedir. İktisadi alanda yaşayan ve gittikçe kronikleşen ekonomik durgunluk sosyal hayata olumsuz tesir yaptığı gibi sosyal hizmetlerde artan kamusal harcamaları frenlemek gayesiyle toplum içinde en mağdur durumda olan özürlülerin üzerinde de akıl almaz oyunlar tertiplenmektedir. 21. asrın eşiğine gelmiş batı toplumları sosyal maliyetleri makul bir derecede tutabilmek için özürlülerin hayat hakkını kısıtlamak için fikri ön hazırlık yaptığını bu makalede göreceğiz.
1. Tarihte Özürlülere Yaşama Hakkı
Bütün problemlerin kendine ait bir tarihi olduğu gibi özürlülerin ve onların yaşama hakkı ile ilgili tarihi geçmişi de vardır. Batı toplumlarının tarihinde, özürlülerin çoğu zaman ezildiklerini, hakir görüldüklerine ve zulme uğradıklarına şahit olmaktayız.
Bunun sebebi de, çoğu kez, toplumların insan sevgisinden uzak sapık düşünce yapısından kaynaklanmaktadır. Haddizatında, bu cehalet ortamını hazırlayanlar da bizzat devleti elinde tutan Ortaçağın Hıristiyan ruhban kesimiydi.
Ortaçağın batı insanı Hıristiyan din adamlarının telkinatlarının etkisi altında kalarak, kendisini çevreleyen tabiatın insanüstü ve bedensiz güçlerle (cin, şeytan) olduğuna ve gözle görülmeyen bu varlıkların insanları istila edip onları tedavisi mümkün olmayan hastalıklara sürükleyebileceklerine inanmaktaydılar.(Dreschner; s. 398)
Dolayısıyla, bu çağlarda hekimlerce maliyeti bilinmeyen akıl ve ruh hastalıkları cinlere atfedilirdi (Sebold; s. 15).Bununla da kalınmayıp, özürlü doğan veya daha sonra bu gibi hastalıklara yakalanıp özürlü duruma gelen insanlar da, majik (sihirli) ve doğaüstü güçlerin etkisi altında oldukları varsayımı ile, "cadı" muamelesi görüyorlardı. Bunun sonucu olarak, bunların topluma çeşitli tehlikeler ve zararlar verebilecek bir konuma gelmeleri sebebiyle başta kilise olmak üzere devrin siyasi rejimleri tarafından takip altına alınmaktaydılar.
Engizisyon mahkemelerinin kurulmasıyla, "cadıların yargılanmasına müsaade edilmiş ve özürlülerin bir çoğuna en ağır cezalar verilmiştir. (König; s. 43)Bilhassa, fiziki yönden yıpranmış ve çirkin görünen, bedenen deforme olmuş veya deliliğin alametlerini üzerinde taşıdığı gerekçesiyle "cadı" diye vasıflandırılan insanlar Kilise ve Pazar meydanlarında diri diri yakılarak öldürülmüştür.
Bu açıdan bakıldığında, Rönesans devrinden başlayarak aydınlama ve hatta sanayileşme dönemlerinin başlarına kadar milyonlarca masum insanın "cadılık"tan dolayı yargılanıp öldürüldüklerini söyleyebiliriz. (Sebold; s. 46-4
Avrupa'da cadılık davalarından yargılanan insanların yalnız özürlülerden müteşekkil olduğunu iddia edemeyiz. Ancak, resmi kayıtlara göre Avrupa'da Ortaçağdan başlayarak 18. asrın sonlarına kadar tahmini olarak 9 milyon insan Cadılıktan ötürü ölüme çarptırıldığını belirtebiliriz. (Sebold, ss. 49-48)Bunların kaçının özürlü olduğunu hesap etmek bir noktada önem arz etmez kanaatindeyiz, çünkü mahkemece haksız yere ölüme mahkum edilenlerin hepsi neticede insandı. Ancak, geçmişte "cadı"gözüyle bakılan insanları bugünün tıbbilimi ışığı altında incelediğimizde. bunların bir çoğunun zihnen, aklen veya ruhen özürlü ve dolayısıyla yardıma ve bakıma muhtaç insanlardan ibaret olduğunu burada ifade edebiliriz.
Bunun böyle olduğunu, tarihte en son "cadı" yakma hadisesinden de rahatlıkla anlayabiliriz.1793 yılında Almanya'nın Prusya Eyaletinde vuku bulan bir hadiseye göre, iki yaşlı kadın, gözlerinde belirlenen kızarıklığın komşularının hayvanlarını hasta ettiği iddiası ile yakılmışlardır. (Döbler; s. 296)
Cadı mahkemeleri 18. asrın sonlarında dönemin hükümdarları tarafından kaldırılırken, Bavyera Kraliyetine bağlı cadı mahkemeleri 1806 yılına kadar resmen faaliyet göstermiştir. (Döbler; s. 291)Özürlülerin diri diri yakılmaları sadece karanlık Ortaçağın bir hususiyeti değildi. Aynı gelenek bu sefer başka gerekçelerle ve daha farklı metotlarla Alman Nasyonal Sosyalizmin faşist uygulamalarında görülmüştür.
Hitler Almanya'sında sadece Yahudiler ölüm kamplarında topluca zehirlendikten sonra yakılmışlardır. Aynı zamanda, Almanya ırkına mensup olduğu halde sağlıklı ve güçlü bir bedene sahip olmayan özürlüler de bu dikte rejiminin kurbanı olmuşlardır.Hitler'in sağlıklı nesil oluşturma hayaline ters düşen (Hitler; s. 462) özürlü insanlar temerküz kamplarında hekimler tarafından kobay olarak kullanıldıktan sonra bu sefer tek tek açık meydanlarda değil topluca fırınlarda yakılmışlardır (Textor; s. 179).
2. Özürlülerin Yaşama Hakkının Bugünkü Boyutu
Şunu itiraf etmek gerekir ki, sosyal devlet yapısına kavuşan batı ülkeleri bugün adeta geçmişin günahını çıkartmak istercesine özürlülere gerek ekonomi, gerek sosyal, gerekse meslek hayatında önemli imkanlar tanımaktadır. Buna rağmen, kötü ekonomik gidişatın devam etmesi ile bilhassa ağır derecede özürlü ve genelde bakıma muhtaç insanları rahatsız eden üzücü gelişmeler de yaşanmaktadır. Bunlardan en önemlisi, şüphesiz ki ferdin temel haklarından sayılan yaşama hakkının üzerindeki tartışmalardır. Özürlü insanların yaşama hakkını çok gören görüşler de, yazık ki kendilerini Bio-Etikçi (Biyoloji- Etikçisi) olarak takdim eden "bilim adamları" tarafından öne atılmaktadır. Bu görüşlerin öncülüğünü Avustralya'lı tıp etikçisi Peter Singer yapmaktadır. Singer, ahlak ve toplum değerleri bakımından çok endişe verici bir yaklaşımla, insan ve şahıs kavramlarını birbirinden ayırmaktadır.
Ona göre, ağır derecede özürlü insanlar genelde şahsiyetten ve haysiyetten uzak bir hayat yaşamaktadır, dolaysıyla yaşama hakkından da mahrum edilmelidir.Bir yazısında şöyle demektedir tıp etikçisi:"Sakat olarak dünyaya gelen bebeklerin ötenazisi (öldürülmesi) burada yeterince müzakere edilmeyecek kadar girifttir.
Ancak, meselenin özü tabii ki bellidir: Özürlü bir bebeğin öldürülmesi moral açısından şahsın öldürülmesi ile kıyaslanamaz. Haddizatında, bu öldürme işlemi çoğu kez bir haksızlık bile teşkil etmez" (Singer; s. 188).
Bu görüşlerin perde arkasında aslında maddeci ve faydacı bir dünyanın işaretlerini görmek mümkündür. Nitekim, Singer bunu açıkça beyan etmektedir: "Eğer, sakat bir çocuğun öldürülmesi sağlıklı olarak doğacak başka bir çocuğun mutluluğuna daha çok katkı sağlıyorsa, mutluluğun toplam değeri sakat çocuğun öldürülmesinden ötürü daha da artacaktır" (Singer; s. 183).
Bütün hizmetlerin, öncelikli olarak sağlıklı nesillere götürülmesi gerektiğini savunan bu görüşler ne yazık ki bireyselleşen toplumlarda da revaç görmektedir.Hatta o kadar ki, sosyal değişime ayak uyduran devletlerde bu istikamette politik karar almaktadır. Bunlardan bir tanesi Çin'dir. 01.07 .1995'den beri yürürlükte olan "Irk Temizliği ve Koruyucu Sağlık Kanunu” özürlü doğabilecek bebeklerin kürtaj yoluyla alınmasını mecburi kılarken bilhassa zihinsel özürlülerin evlenmelerini de yasaklamaktadır (Textor; s. 178).
Almanya'da ise, bir özürlünün ölümüne. isteği doğrultusunda dahi olsa, fiili yardımda bulunmak suç sayılırken, kişinin isteğine dayanan ölümüne dolaylı olarak yani pasif yardımda bulunmak (mesela zehir temin etmek gibi) suç teşkil etmekten çıkmıştır. Buna göre, özürlü, başkasının fiili yardımına ihtiyaç duymadan misal verdiğimiz üzere zehiri kendi arzusuyla içerek ölümüne bizzat kendisi sebebiyet verdiği için öldürücü maddeyi sağlayan hekim veya bakıcı bu yardımlarından ötürü mesul tutulmayacaktır (Reinisch; s. 4 .
2.1. Avrupa Birliği'ndeki Gelişmeler
Ceza muafiyetinin ötenaziye teşvik ve ikna için de geçerli olması için Avrupa çapında "insancıl ölüm" maskesi altında çalışmalar yapılmaktadır. Bununla ilgili olarak, Avrupa Cemaatler Komisyonu 1988 yılında "Koruyucu Tıp" adı altında bir proje geliştirmiştir. Koruyucu Tıbbın gayesinin, insanları, genetik yapının özelliklerinden kaynaklanan ve değişik hastalıklara sebebiyet verebilecek risklerden korumak olduğu ifade edilmektedir.
Dolayısıyla, genetik yapıdan ötürü yeni nesne değişik musibetlerin sirayet etmemesi için her türlü tıbbi tedbirin alınması da mubah sayılmaktadır (Komission der Europaischen Gemeinschaften, 1988). Böyle bir projeye irsî istidadın korunmasına yönelik tıbbî müdahaleler programı şeklinde bakmak mümkün gibi görünse de "temiz ve sağlıklı";bir toplumun oluşması hedeflendiğinden, projenin asıl hedefinin sosyal maliyetleri gittikçe artan ve özürlülerin de içinde yer aldığı aciz insanların sayısını toplum içinde azaltmak olduğu da gözden kaçmamaktadır. (Bleidick 1990, s. 516).
Özürlülerin sayısını azaltmak teşebbüsü sadece düşünce boyutuyla kalmamaktadır. Avrupa Parlamentosu'na 1988 yılında "Atipik Çocukların Sayısının Azaltılması" adı altında bir kanun tasarısı sunulmuştur. Bu tasarının 1 .maddesinde şu ifadeler yer almaktadır:
"Tedavi edilemeyen bir özürlülükten dolayı ömür boyu şahsiyetli bir hayat sürdürememesi önceden belirlenen ve 3 gününü doldurmamış bir çocuğun hayatının idamesi için gerekli olan bakımını reddeden bir hakim ne suç işlemiş ne de kanuna aykırı bir harekette bulunmuş olur" (Bleidick, 1994, s. 421).
Bir başka ifadeyle, bu tasarı ile özürlü olarak doğan çocukların yaşama hakkı daha doğar doğmaz elinden alınmak istenmektedir. Avrupa Konseyi'nin 1994 tarihli Bio-Etik tasarısını da bu arada zikretmekte fayda vardır.
Bu tasarı ya göre, tüpte meydana getiren embriyonun üzerinde, 14. gününü aşmadığı müddetçe deneylerin yapılabilmesine müsaade edilmektedir. Ayrıca, özürlü ve aciz insanların da tıbbi araştırmalar kapsamına alınmaları ön görülmektedir. Tasarı, tıp dalındaki bilimsel araştırma zaruretinin önemini vurgulayarak, özürlülerin üzerinde tıbbi deneylerin yapılmasını, muhatapları ve yakınları tasvip etmeseler dahi, öngörmektedir.
Bu gibi teşebbüsler yoğun protestolar neticesinde, şimdilik kısmen de olsa. akamete uğradığını görüyoruz. Avrupa Konseyi, Bio-Etik tasarısını kabul etmezken Avrupa Parlamentosu'na sunulan "A tipik Çocukların Sayısının Azaltılması" ile ilgili kanun tasarısı da bazı değişikliklere tabi tutulmuştur.
Sonuç
Temel ahlâkî ve insanî değerlerin maddeleşen düşüncelerin karşısında gittikçe erozyona uğraması neticesinde toplumun en zayıf kesimleri bundan en fazla zarar görmektedir. Hele hele, post endüstriyel (sanayi sonrası) ve modern toplumların vazgeçilmez bir ikilisi haline getirilen yüksek performans beklentisinin karşısında özürlüler adeta "Lüzumsuz" ve "fayda getirmeyen" varlıklar olarak görülmeye başlanmıştır. Özürlülerin yaşama hakkının tartışılabilir olması Batı toplumları için yeni bir fenomen değildir. Ortaçağda cehaletin ve batı inançlarının gölgesi altında aciz insanlar diri diri yakılıyordu. Yüz yıl evvel aynı teşebbüsler Sosyal Darvinizim maskesi altında yeniden hayatiyet bulurken bugün bu niyetler daha masum görünen Bio-Etik tartışmalar çerçevesinde açıklanmaktadır.
Bilindiği gibi, Sosyal Darvinizm tabiatta olduğu gibi toplumlarda da kıyasıya bir varolma mücadelesinin yapıldığını ileri sürer. Bu itibarla, sosyal mücadele bir tekamül şeklinde cereyan ederken bu vetirede tabii ayıklanma yoluyla güçlüler hayatta kalır, zayıflar, acizler ve sisteme ayak uyduramayanlar yok olup giderler. Bio-Etik ise, toplumun sağlıklı insanlardan oluşması için, gerektiğinde bu şartlara haiz olamayanların modern tıp teknolojisi sayesinde "insancıl" yöntemlerle öldürülmesini savunmaktadır. Bizim kültürümüz ve toplum değerlerimiz açısından bu meseleye baktığımızda, insan hayatının her fert için çok önemli bir yer teşkil ettiğini görürüz. Yaratılmış olması hesabiyle. insan, hangi felaket veya hastalık ile karşı karşıya gelmiş olursa olsun ölümü asla hak edemez. Bir özürlünün hayattaki mücadelesi kendisi ve yakınları için zor bile olsa, varlığı, topluma ve devlete sosyal yükler bile getirse kimse, kendisinin isteği bile olsa, hayatına son veremez. Buna, başta dinimiz cevaz vermemektedir (M.Nuri Yılmaz; Aksiyon; s. 24).
Maddeci dünya görüşüne sahip tıp etikçileri "insancıl ölüm" gibi kulağa hoş gelen ifadeler kullanarak yaşatma kültürü yerine "öldüren kültürü" benimsemelerini sağlıklı bir gidişat olarak görmek mümkün değildir. Çünkü. öldürme hakkını istemek tıbbın "hayat verici" istikametinden vazgeçmek anlamına da gelmektedir.Özürlülerin değil hayatına son vermek onların toplumla iç içe olmalarını ve huzur içinde yaşamalarını temin etmek hepimizin görevi olmalıdır. |
|
| Başa dön |
|
 |
SPONSOR sponsor
Kayıt: 01 Tem 2007
|
|
| Başa dön |
|
 |
mbe60 Hoş Sohbet

Kayıt: 26 Eyl 2007
 Mesajlar: 152 Member No.: 457934
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 12:42 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
elbette özürlülerin yaşama hakkına saygı duyuyorum ki bende onlardan biriyim
ancak burda bir önemli nüans farkı var
şahsen ben bir özürlü çocuğu bile bile dünyaya getirmek istemezdim
yada bana sormuş olsalar dünyaya böyle gelmekmi gelmemekmi kesinlikle gelmemek derdim
ancak bu yaşadığım hayatttan mutlu olmadığım anlamına gelmez sadece eksik olmak zor
v4e ben bu zorlukları yaşadığım için başka birinin de yaşaması gerekmez ve buna engel olmak için elimden geleni yapardım şahsen |
|
| Başa dön |
|
 |
musku Konuşkan

Kayıt: 01 Tem 2007
 Mesajlar: 29 Member No.: 422883 Nerden: tekirdağ
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 5:50 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
Arkadaşım sende kendi açından hayata baktığın zaman haklısın. Ama yaşama hakkı bence her varlığın en doğal hakkı olduğuna inanıyorum.Ben anne karnındada olsa bir cana kıyamam diye düşünüyorum.
Teşekkürler kolay gelsin........ |
|
| Başa dön |
|
 |
musku Konuşkan

Kayıt: 01 Tem 2007
 Mesajlar: 29 Member No.: 422883 Nerden: tekirdağ
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 5:55 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Çubukçu'dan tartışılan soruya net yanıt...
3 Aralık Dünya Özürlüler Günü törenlerle kutlanırken, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'ya katıldığı bir televiz-yon programında zor bir soru soruldu. Nimet Çubukçu'ya katıldığı bir televizyon proğramında "Hamilesiniz ve çocuğunuzun özürlü olduğunu öğrendiniz. Çocuğu aldırır mısınız yoksa dünya getirir misiniz?"sorusu yöneltildi.
BAKAN'DAN KADER VURGUSU
Beklenmedik soru karşısında şaşıran Devlet Bakanı Nimet Çubukçu kısa bir duraksamadan sonra cevabını verdi. Çubukçu, "Hayır aldırmam. O çocuğu dünyaya getiririm. Çünkü o çocuğun dünyaya gelmeye hakkı olduğunu düşünüyorum. Annelik duygusuyla o çocuğu aldıramam. Çünkü annelik karşılıksız bir sevgidir" dedi.
Çubukçu, engelli olduğu için anne karnındaki bir bebeğin aldırılmaması gerektiğini anlatarak "Bu mantıktan hareket edildiği zaman özürlü insanlara da hayat hakkı tanınmaması gerekir. Ben kadere inanan bir insanım" diye konuştu.
SAKAT DOĞACAĞINA ÖLSÜN
Ünlü Jinekolog Dr. Alp Nuhoğlu, eşi Zeynep Tokuş'un 6.5 aylıkken dünyaya getirdiği bebek için söyledikleriyle tartışma yaratmıştı. Nuhoğlu "Bebeğim sakat doğacağına ölsün" demişti.
DİYANET: ALDIRMAK CAİZ DEĞİL
Diyanet İşleri Başkanlığı, “anne karnında engelli olduğu öğrenilen bir çocuğun aldırılmasının dinen caiz olmadığını” açıkladı. Diyanet Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi Doç . Dr. İsmail Karagöz "Diyanet Dergisi"ndeki yazısında konuyla ilgili olarak şunları yazdı: "İnsan ister cenin olsun, ister kötürüm, asla öldürülemez. Erkeğin spermiyle kadının yumurtası döllenip rahime yerleştikten sonra, hiçbir gerekçeyle çocuk aldırılamaz.” |
|
| Başa dön |
|
 |
motiromi Bilir Kişi
Kayıt: 21 May 2006
  Mesajlar: 414 Member No.: 163001 Nerden: İstanbul
|
Tarih: Cum Arl 07, 2007 10:44 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
Özürlüler Vakfı'ndan kınama mesajı:
"3 Aralık Dünya Özürlüler Günü" nün anlamı; tüm dünya üzerinde 500 milyon özürlü olduğu düşünülürse, böyle bir topluluğun sorunlarının gündeme gelmesi, özürlülük sorunun dünyayı tehdit eder hale gelmesi, özürlülüğün önlenmesi için çalışmaların yapılması ve benzeri konulardır.
Ancak bazı yerel yönetimler, bu bilinçten uzak olduklarını "3 Aralık Dünya Özürlüler Günü"nü kutlayarak göstermişlerdir.
Özürlülük konusunda hassas olunması gerektiğini hatırlatıp bu kurumları şiddetle kınıyoruz!
Ben olaylara bu kadar sert baktığımı söyleyemicem... _________________ This world would be a pretty boring place if we all looked, walked, talked, and acted the same. Our differences are what make us all beautiful, unique and special individuals |
|
| Başa dön |
|
 |
musku Konuşkan

Kayıt: 01 Tem 2007
 Mesajlar: 29 Member No.: 422883 Nerden: tekirdağ
|
Tarih: Cum Arl 07, 2007 12:59 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
| Dostum kusura bakma ne anlatmak istediğini anlamadım.Bu sorun benden kaynaklanıyor olabilir daha açık yazarsan bende fikrimi beyan etmek isterim:))) |
|
| Başa dön |
|
 |
motiromi Bilir Kişi
Kayıt: 21 May 2006
  Mesajlar: 414 Member No.: 163001 Nerden: İstanbul
|
Tarih: Sal Arl 11, 2007 4:38 Mesaj konusu: Re: DÜNDEN BUGÜNE ÖZÜRLÜLERİN YAŞAMA HAKKI |
|
|
Özürlüler Vakfı'nın internet sitesinde yazan yazan yazıyı aynen kopyaladım. Bazı yerel yönetimlerin "Özürlüler Günü" ile "Kutlama" kelimelerini yanyana kullanıkları için kınadıklarına dair bir beyan vermişler Ben de böyle hataların olabileceğini, yapılan her hatada kasıt aranmaması gerektiğini düşünüyorum. Ondan dolayı da olaya o kadar da sert bakmadığımı söyledim  _________________ This world would be a pretty boring place if we all looked, walked, talked, and acted the same. Our differences are what make us all beautiful, unique and special individuals |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
This forum is hosted by IPHORUM.COM. 100% Free Forum Hosting! Since 2003 already.
|