musku Konuşkan

Kayıt: 01 Tem 2007
 Mesajlar: 29 Member No.: 422883 Nerden: tekirdağ
|
Tarih: Pzr Arl 02, 2007 7:52 Mesaj konusu: 3 ARALIK DÜNYA ÖZÜRLÜLER GÜNÜ VE TÜRKİYE ÖZÜRLÜLERİ |
|
|
3 ARALIK DÜNYA ÖZÜRLÜLER GÜNÜ VE TÜRKİYE ÖZÜRLÜLERİ
Özürlülük; doğuştan veya sonradan herhangi bir kaza ya da hastalık sonucunda bireyin bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yeteneklerinin tamamı ya da belirli bir derece de kaybı olarak tanımlanabilir.
Dünya da yaklaşık 500 milyonu aşkın engelli nüfusu yaşarken bu rakam Türkiye de 8,5 milyon olarak ifade edilmektedir. Dünya engelli nüfusu ve Türkiye de yaşayan engelli nüfusu karşılaştırıldığında Türkiye’nin engelli nüfusunun çok fazla olduğu görülmektedir. Bu olumsuz durumun en temel sebebi eğitimsiz ve bilinçsiz ailelerdir. Bu noktada engelliliğin önüne geçebilmek için diğer önleyici hizmetlerin yanı sıra aile eğitimine daha çok ağırlık verilmesi gerekliliği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Engelliler aslında diğer insanların yapabildiği her şeyi yapabilmektedirler ancak engellilerin diğer bireylerin yaptıkları eylem ve faaliyetleri yapabilmeleri için bazı ek aparat, araç-gereç ve yazılım gibi ek takviyeler almaları gerekmektedir. O halde engellilerin diğer bireylerin yapabildiği eylem ve faaliyetleri yapmalarındaki engel engelli oluşları değil, toplumun engellilerine gerekli olan fiziki imkanları hazırlayamamış olmasıdır.
Engelliler ülkemizde ne yazık ki, negatif bir yaklaşım ile karşı karşıyadır. Engelliler ne iş yapabilir diye sorduğumuzda alınan cevaplar en basit beceri ve teknik bilgi gerektirmeyen iş ve işlemlerin ötesine geçmemektedir. Oysa ki, engelli olup da bugün mezun ve halen öğrenim hayatına devam etmekte olan binlerce öğretmen, mühendis, avukat, bilgisayar programcısı, uzman, psikolog, eczacı gibi belirli bir bilgi birikimi, eğitim düzeyi, teknik bilgi ve beceri gerektiren mesleklere sahip olan bireylerimiz bulunmaktadır. Demek ki, engellilerimize gerekli olan fiziki imkanları sağlarsak diğer bireyler ile fırsat eşitliğini de sağlamış ve engellilerin kendilerini ispat etmeleri için onlara fırsat sunmuş oluruz. Zaten gelişimin temel iki ana ögesi de kalıtım ve çevre değil mi? Çevreyi biz bireyin bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal seviye ve düzeylerini göz önüne alarak düzenlemeyi başarabilirsek kendisine ve topluma yararlı, tüketici değil üretici bir toplum olma yolunda belki de en önemli adımlardan birisini atmış oluruz.
21. yüzyılda Türkiye belki de içinde bulunduğu ekonomik şartlar nedeni ile engellilerin sorunlarına yeterince sahip çıkamamıştır. Ve engelliler yasası eksikleri olsa dahi ancak 2000’li yıllarda çıkartılabilmiştir.
Engelliler toplumun en dezavantajlı kesimlerinden birisidir. Ve eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, istihdam gibi konularda diğer bireylerle aralarında aşılmaz bir fırsat eşitsizliği ile mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar.
Ülkemizde yaklaşık olarak 8,5 milyon engelli birey bulunmaktadır. Ancak bu bireylerin eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve istihdam gibi konularda karşılaştıkları bir çok sorun bulunmaktadır. Bunlardan kısaca bahsetmek istiyorum.
Engellilerin vasıflı, kültürlü, tüketici değil üretici bireyler olmasını istiyorsak bunun için yapılabilecek en önemli eylem engelli eğitimine önem vermek ve engellilerin eğitim alabilmeleri için gerekli olan okul, teknik araç-gereç, öğretmen ve materyal gibi unsurları bir an önce tamamlayarak ve ülke çapında yaygınlaştırılmasını sağlayarak olabileceği kanaatindeyiz. Bugün her ilimizde görme engelli bireyler bulunmaktadır ancak her ilimizde görme engellilerin eğitim alabilmeleri için okul ya da sınıflar bulunmamaktadır. Bugün her ilimizde kaynaştırma eğitim adı altında yapılan çalışmalar ile ortopedik engelli (Tekerlekli Sandalyeli) öğrencilerimiz akranları ile aynı okul ve sınıfları paylaşmaktadırlar. Ancak okullarımızda fiziki imkansızlıklar nedeni ile öğrenci üst katlardaki sınıflara ailesi ya da arkadaşları tarafından taşınarak çıkartılmakta, ders aralarında sınıfta olmak zorunda bırakılmakta ve belki de en acısı bebek gibi akşama kadar bezli dolaşmasına sebep olunmaktadır. Yine engellilerimizin ders araç-gereç, kitap, kaset ya da cd, özel yazılım gibi eğitim almaları ve öğrenmeleri için şart olan materyaller ne yazık ki ülkemizde mevcut bulunmamaktadır ya da çok az sayıda bulunmaktadır. Ve bu alanda özel eğitim verecek olan öğretmen yetiştiren kurum sayısı ve atamalarda sağlanan kadro sayısı da yetersizdir. Bu olumsuzluklar engellilerin eğitim almaları konusunda karşılaştıkları en temel sorunlardır.
Sağlık konusunda ise engellilerin tanı, teşhis, tedavi, bakım ve rehabilitasyon ile ilaç ve teknik araç-gereç giderleri çok büyük meblâğlarda olmaktadır. Bunları karşılamak noktasında engelli ailelerinin çektikleri acı ve ıstırabı sanıyorum söylemeye hiç gerek yok. Bu ve benzeri sorunların aşılabilmesi için de engellilerimize yeşil kart dışında özel bir uygulama getirilerek engellinin doğumundan ölümüne kadar her ne şart ve kayıt altında olursa olsun sağlık ile ilgili tanı, teşhis, tedavi, ameliyat, ilaç, teknik araç-gereç ve rehabilitasyon giderlerinin devlet tarafından güvence altına alınması gerekmektedir.
Sosyal güvenlik konusunda da engellilerimiz hem eğitim alamıyor, hem sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor hem de vasıflı ve kalifiye eleman olmaları ve istihdam edilerek sosyal güvenlik kapsamına girmeleri beklenmektedir. Bu ise mantıken baştan yanlış olan ve beklenmemesi gereken bir beklentidir. Bu nedenle Avrupa ülkelerinde olduğu gibi engelli olanları çalışabilecek durumda ise devlet ya da özel sektörde ivedilikle ve sürekli olarak istihdam edilmesi, çalışamıyor ise doğrudan emekli edilmesi gerekmektedir. Engellilere verilen aylık miktarı aylık olarak bir askeri ücreti dahi bulmamaktadır ülkemizde. Hal böyle iken sosyal bir devlet olma vasfını nasıl taşır bir devlet!
İstihdam konusunda da engellilerimiz mağdur durumdadır ve dezavantajlı olma durumu burada da ön plandadır. Eğitimsiz ve vasıfsız engellileri bir kenara bırakalım ve eğitimli, yüksek okul ya da üniversite mezunu engellilerin durumuna bakalım isterseniz. Engelli olup da eğitimini ülke şartlarında en üst seviye de tamamlayan üniversite mezunu engelliler ne yazık ki istihdam edilememektedir. Özel sektör ne kadar eğitim alırsanız alın engelli olduğunuzu mülakat sırasında anladığı andan itibaren sizi tercih dışında bırakmaktadır. Devlet ise engellileri istihdam etmektedir ancak en düşük dereceli kadro ve unvanlara istihdam etmektedir. Üniversite mezunu engelliler bazı sınavlara sırf üniversite mezunu oldukları için girememektedirler. Yapılan engelli memur alımlarında yılda 1.000 adet engelli dahi istihdam edilememektedir. Ve düşünün ülkemizde 8,5 milyon engelli nüfus istihdam için sıra bekliyor. Yine istihdam konusunda zaten sınırlı olan ve az sayıdaki engellinin alınacağı sınavlar merkezi bir sınav ile yapılmadığı için engelliler camiasında sürekli şaibeler söz konusu olmaktadır. Engelli eğitim fakültesi mezunları yani öğretmenlerimiz M.E.B.’nın öğretmen alımlarında KPSS ile yerleştirme yapması ve KPSS yerleştirmelerinde de engellilere mahsus kontenjan ve ek yerleştirme olmadığı için engelliler diğer adaylar ile aynı kefede yarışmak zorunda kalmaktadırlar ve atanmaları imkansız bir hal almaktadır. Bu nedenle M.E.B.’nın da %3 engelli kadrosunu öğretmen alımlarında uygulaması gerekmektedir. Eğitim fakültesini bitiren engelliler fakülteye girişte olduğu gibi çıkışta engellidirler ve engellilere mahsus kontenjanlardan yararlanmak en doğal haklarıdır.
Avrupa Birliği (AB) uyum paketleri çerçevesinde ülkemizde bazı mimari düzenlemeler yapılmasına karar verildi. Buradaki asıl tartışılması gereken bu düzenlemeler Avrupalı engelliler için mi yapılıyor olacağı yerde biz şimdilik başka bir sorunu tartışıyoruz. Neden yıllarca beklemek gerekiyor bu düzenlemeler için. Acaba çok mu zor devlet dairelerine ve kurum, kuruluşlarına asansör ve kaldırımlara, alt-üst geçitlere rampa ya da asansör konulması. Ve bu kadar yıl süre veriliyor ama düşünülmüyor ki, şuan buralarda yaşayan engelliler var ve ne yapacaklar diye. 21. yüzyılda sırtında kocası bir kadının valilik koridorlarında yardım için dolaşması çok mu yakışıyor bu devlete!
Evet, bizler kimseye kızmıyor ya da kimseyi sorumlu kılmıyoruz ancak mevcut durumu dile getirerek bir an önce çözümlenmesini ve yürürlüğe girmesini istiyoruz. Engelliler ile ilgili olarak çıkartılan kanun, kararname, genelge ve yönetmeliklerin tekrar incelenmesini ve engellilere en kısa sürede en azami verim ile olacak şekilde nasıl yardımcı oluruz düşüncesi ile revize edilmesini talep ediyoruz. Özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve istihdam konularında bu çalışmaların öncelikli olarak yapılmasını arzu ediyoruz. |
|